Kalın Barsak Kanserleri

Kanser hepimizin korkulu rüyası. Kalp ve damar hastalıklarından sonra en sık ikinci ölüm nedeni. Hava kirliliği, kimyasal maddeler, güneş ışınları ve yaşam süresinin uzaması nedeniyle görülme sıklığı da artmaktadır. Ancak artık tarama programları nedeniyle kanserin erken dönemde yakalanması ve uygun tedavi yöntemleriyle müdahale edilmesi sayesinde kanserlerden ölüm oranları ise eskisine göre azalmaktadır.

Kalın bağırsak kanserleri için tarama programları 50 yaşından itibaren başlar ve her yıl bir defa, herhangi bir şikayet olmasa da gaitada gizli kan dediğimiz testin, farklı üç dışkı örneğinde, farklı zamanlarda yapılması gerekir.  50 yaşından itibaren ise, 5 yılda bir sigmoidoskopi veya 5 yılda bir baryumlu kolon grafisi, on yılda bir kolonoskopi yaptırılmalıdır.

Kalın bağırsak kanseri, erkeklerde prostat ve akciğerden, kadınlarda da meme ve akciğerden sonra üçüncü sıklıkta görülen kanserleri oluşturmaktadır. Bütün kanserlerin yaklaşık olarak %15’ini oluşturmaktadır. ABD’nde, kanser ölümlerinin ikinci en sık nedenidir. Bu azalmada meyve ve sebze tüketimindeki artış ile NSAİİ’ların kullanılmasındaki artışa bağlanmaktadır. Erken evre kalın barsak kanserlerinde 5 yıllık sağkalım oranı %90’larda iken, ilerlemiş durumlarda bu oran %50’lere düşmektedir. Bu nedenle erken tanının önemi büyüktür.

Kalın barsak kanserinin gelişiminde, genetik yatkınlık dışında beslenme ve yaşam tarzının önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Yüksek miktarda yağlı, proteinli ve şekerli gıda alan kişilerde kalın barsak kanseri gelişme riskinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Et tüketimi fazla olanlarda kalın barsak kanseri sık saptanırken, vejetaryanlarda daha az sıklıkta saptanmıştır. Lifli gıdalarla beslenen kişilerde kolon kanseri daha az görülmektedir. Lifli gıdalar gaitanın barsakta kalma süresini azaltarak irritasyonu azalttığı gibi, barsaktaki bakteri miktarını artırarak koruyucu bir madde üretilmesine yardımcı olmaktadırlar. Yine kalsiyum ile E ve D vitamininden zengin gıdalarında tüketilmesinin veya bu vitaminlerin destek olarak ilave alınmasının koruyucu olduğu saptanmıştır.

Aspirin kullanılmasının kalın barsak kanserinin görülme riskini azalttığı gösterilmiştir. Amerika’ da yapılan büyük bir araştırmada, aspirin kullanan kişilerde, kalın barsak kanserine bağlı ölümlerin %40 daha az görüldüğü gözlenmiştir. 

Özellikle kilolu ve hareketsiz yaşamı olan kişilerde kolon kanser riskinde belirgin bir artış olmaktadır. Düzenli spor yapanlarda ise bu risk düşmektedir.

Kronik kabızlığı olan, dışkısından kan gelen, kansızlığı bulunan ve dışkılama alışkanlığında değişiklik olan kişilerde mutlaka kalın barsak kanseri düşünülmeli ve araştırılmalıdır. En önemli tanı yöntemi makattan parmakla muayene dahil hastanın komple muayenesi yanında kolonoskopi uygulanmasıdır. Kolonoskopi hafif anestezi altında deneyimli bir doktor tarafından kolaylıkla ve başarıyla uygulanabilir. Gözle görmenin dışında bir kitle varsa buradan biyopsi alınarak kesin tanıya gidilir.

Ülke olarak yaptığımız hatalardan biri de hemen PET gibi daha sofistike yöntemlere baş vurmaktır. Ne PET BT, ne de CEA gibi tümör belirteçleri tanı amaçlı kullanılmamalıdır.

Sonuç olarak; Amerika Kanser Cemiyeti’ nin, kolorektal kanserlerin taraması için:

* 50 yaşın üstündeki bütün sağlıklı insanlar için aşağıdaki üç yöntemden birisinin uygulanması önerilmektedir.

  1. Yılda bir kez dışkıda gizli kan testi ve her 5 yılda bir sigmoidoskopi veya
  2. Her 10 yılda bir kolonoskopi veya
  3. Her 5-10 yılda bir çift kontrastlı baryumlu kalın barsak grafisi çekilmesi
  • Makattan parmakla muayene; sigmoidoskopi, kolonoskopi veya çift kontrastlı baryumlu grafiyle beraber yapılmalıdır.